BASINA VE KAMUOYUNA

16 Ekim 2009
BASINA VE KAMUOYUNA

Sosyal Güvenlik Kurumu’nun sigortalı hastalara ilaç verme kriterlerini belirleyen Sağlık Uygulama Tebliği’nde değişiklik yapan genelgesi 12 Ekim 2009 tarihinde yayınlandı. 19 Ekim’den itibaren geçerli olacak Genelge çok ciddi sağlık sorunlarına neden olacaktır.

Sosyal Güvenlik Kurumu yürürlükte olan Sağlık Uygulama Tebliği’nde eşdeğer ilaç uygulamasını “aynı endikasyon için kullanılabilecek aynı etken maddeyi içeren ürünlerin fiyat karşılaştırması” esasına dayandırmışken; 12 Ekim 2009 tarihinde yayınladığı genelge ile bu kez eşdeğer ilaç uygulamasını sadece “aynı endikasyon için kullanılabilecek kimyasal/farmakolojik/terapötik alt grup etken maddeyi ya da maddeleri içeren ürünlerin fiyat karşılaştırması” esasına dayandırmıştır.

Yapılan bu düzenleme gerek mevzuatta gerekse bilimsel literatürdeki eşdeğerlilik tanımına aykırıdır. Şöyle ki:

Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılması Hakkında Tebliğ’de eşdeğer ürün, “etken madde, farmasötik form ve birim hammadde miktarı aynı olan ürünleri” tanımlamaktadır.

Beşeri Tıbbi Ürünler Ruhsatlandırma Yönetmeliği’nde yer alan jenerik ilaç (eşdeğer ilaç) tanımı ise “etken maddeler açısından orijinal tıbbi ürün ile aynı kalitatif ve kantitatif terkibe ve aynı farmasötik forma sahip olan” ve orijinal tıbbi ürün ile biyoeşdeğerliliği dahi kanıtlanmış ürün olarak yapılmıştır.

BU GENELGE İLE:
1)      Eşdeğer tanımı değiştirilmektedir.

a)      Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı bir kurum olan Sosyal Güvenlik Kurumu, ancak Sağlık Bakanlığı’nın bilimsel kurullarınca yapılabilecek bir değişikliği salt finansal gerekçelerle ve tamamen bilim dışı bir biçimde yaparak yetki alanının dışına çıkmaktadır. Halk sağlığını da ciddi anlamda tehlikeye atmaktadır. Böylelikle hekimin sağaltım, eczacının ilaç hizmeti verme, hastanın iyileşme hakkını ortadan kaldıran “absürd” bir durum ortaya çıkmaktadır.

b)      Eşdeğer ilaç uygulaması, tüm dünyada belirli bilimsel kriterlere göre sürdürülen ve kamunun tasarruf sağlamasına büyük katkısı olan bir uygulamadır. Bu uygulamayı biz eczacılar olarak yıllardır destekliyoruz. Ancak özünde bir finansal kurum haline getirilen SGK’nın sözkonusu genelgeyle kabul ettiğini açıkladığı “eşdeğer ilaç tanımı” bilimsellikten tamamen uzak bir tanımdır. Bu tanıma göre hastalarımıza “eşdeğeri” diye sunmamız dayatılan ilaçlar, aslında bilimsel anlamda “eşdeğeri” olmayacaktır.

c)      SGK bu genelgesiyle toplum sağlığını hiçe saymakta, ortaya çıkacak vahim tabloyu umursamayarak yalnızca “sağlığa daha az para ödeme” adına her türlü riski hastalara reva görmektedir. Biz eczacılar SGK’nın bu kendinden menkul “eşdeğer ilaç” tanımıyla hastalarımıza reçetelerinde yazan ilaçtaki “etken madde”yi içermeyen başka ilaçlar vermek zorunda kalacağız. Hastalar ise reçetede yazan ilacın kendisini veyahut eczacı tarafından ona verilecek bilimsel anlamda gerçek “eşdeğerini” almak istediklerinde dahi; çıkan yüksek miktardaki fiyat farklarını ceplerinden ödemek zorunda kalacaklar. Yıllardır savunduğumuz “eşdeğer ilaç” uygulamasının bu şekilde yozlaştırılarak, özünde ortadan kaldırılmasına Sağlık Bakanlığı tarafından derhal müdahale edilmelidir.

2)      Hastalarımızın ilaçlarına ulaşmaları daha da zorlaştırılmıştır.

SGK’nın bu genelgesiyle yaşamsal öneme sahip ve halkımızın en çok kullandığı kalp ve tansiyon ilaçlarının neredeyse tümüne reçetelerinin nefroloji, endokrinoloji veya kardiyoloji uzman hekimi tarafından düzenlenmesi koşulu getirilmiştir. Bu hastalarımızın neredeyse yüzde 90’ının, ilaçlarını yazdırmak için artık üniversite veya eğitim-araştırma hastanelerine gitmeleri gerekecektir.

Daha önce iki yıllık raporunu sağlık ocağına götürerek ilacını reçeteye yazdıran bir kalp hastası, bu genelgeden sonra ancak bu üç uzman hekimden en az birinin bulunduğu hastanelere gitmek zorunda kalacaktır. Üstelik reçeteyi hastanede yazdıracağı için ödeyeceği muayene katılım payı da çok daha yüksek olacaktır.

Şu anda İstanbul’daki devlet hastanelerimizin birçoğunda bile bu üç uzman hekimden herhangi biri bulunmazken, Anadolu’daki hastalarımızın bu hekimlerin bulunduğu kuruluşlara ulaşmaları neredeyse imkansızdır. Buradan da anlaşılacağı üzere SGK tasarruf adı altında getirdiği düzenlemeyle hastalarımıza “ya öl ya da ilacını paranla al” demektedir.

GENELGE İPTAL EDİLMELİDİR!

Bilime, halk sağlığına aykırı bu genelgenin iptali için gerekli yasal işlemleri İstanbul Eczacı Odası olarak başlatmış bulunmaktayız. Sağlık Bakanlığı’na da halk sağlığını hiçe sayan bu genelgenin iptali için girişimde bulunması konusunda çağrıda bulunuyoruz.

Öte yandan son olarak yürürlüğe konan bu genelge ülkemizde sağlık sisteminin, IMF ve Dünya Bankası güdümünde AKP eliyle getirildiği noktayı çok net olarak gözler önüne sermektedir.

AKP hükümetinin Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı propaganda ederken çizdiği toz pembe tablonun renkleri akmakta, altındaki kapkara tuval her geçen gün daha bir açıklıkla ortaya çıkmaktadır. Sağlıkta masal bitmiştir!

Biz eczacılar, hekimler, dişhekimleri, veteriner hekimler, hemşireler, sağlık çalışanları, hastalarımız, tüm yurttaşlarımız, en temel insan hakkımız olan sağlık hakkına sahip çıkmak için 18 Ekim’de saat 13.00’te Kadıköy’de toplanıyoruz. Sağlık hakkımızı ancak birleşerek kazanabiliriz. Tüm vatandaşlarımıza “ilacına sahip çık” diyor, Pazar günü sağlığımız, emeğimiz, mesleki onurumuz için gerçekleştireceğimiz mitinge katılmaya çağırıyoruz.

İSTANBUL ECZACI ODASI

İSTANBUL TABİP ODASI

BURSA ECZACI ODASI

KOCAELİ ECZACI ODASI
GAZİANTEP ECZACI ODASI

16 Ekim 2009 - Okunma Sayısı : 799