Bölgelerarası Toplantı

Sevgili Meslektaşlarım;

 

Hepinizi Kocaeli eczacıları ve Kocaeli Eczacı Odası adına saygıyla selamlıyorum.

27-28 Temmuz Ankara Gölbaşı’ndaki toplantıda yaptığım konuşmada ‘siyasi iktidara ve oradaki bürokratlara güvenip her şeyi onlara teslim edip işi bizim istediğimiz şekilde kotarmalarını beklemek akılcı gelmiyor’ demiştim ve o gün bir çok arkadaşımız olmazsa olmazlarımızdan, kırmızı çizgilerimizden bahsetmişti.

Bu gün durum ne;

Ciddiyetimizi ifade etmek üzere hep birlikte Sn. Bakanı ziyaret etmemize rağmen siyasetin kaygan zemininde yine dengemiz bozuldu.Elimizde ne kaldı pekala ; ‘Bir kırmızı çizgi’. Aslında ikiydi ama birini her nasılsa kabul ettiler(eczanenin sahip ve mesul müdürü eczacıdır).

Elimizde kalanı ne yapmamız gerekiyor.

O çizgiyi ya altını çizecek önemli bir konu bularak değerlendirmek ya da eczacılık mesleğinin üzerine çekerek bizler için bu defteri kapatmak.

Bence yapılması gereken o çizgiyi eczacılık ve eczacı örgütlerinin altına koyarak mesleğin ve örgütümüzün önemini farkında olmayanlara bir kez daha hatırlatmaktır.

Artık korkacak neyimiz kaldı ki birer birer  her şeyi alıyorlar elimizden. Bu kavgayı vereceksek elimizdekilerin hepsini kaybetmeyi mi beklemeliyiz.Sonuçta kaybedeceklerimiz değişmiyorsa bu kabullenmişlik neden.

Sosyal Güvenlik Kurumu ve Genel Sağlık Sigortası Pandora’ nın  kutusu gibi açıldıkça içinden kötülükler dağılıyor.Oysa ki ; Pandora kutuyu alıp tanrıların huzurundan inerken meraklanıp kutuyu açıp kötülükler dünyaya yayıldıktan sonra kutuda kalan sadece ‘UMUT’

Bizimde bu ülke insanının sağlığı ve mesleki geleceğimiz için hala umudumuz var. Ya bütün olanlara boyun eğeceğiz yada silkinip yok olmamak için elimizden geleni yapacağız. Ben bu örgütün bu eylemi gerçekleştirebilecek gücü olduğuna hala inanıyorum.

2007 Protokol taslağı her şeyin sil baştan başladığı bir hikaye gibi. Adeta iğneyle kazarak kazandıklarımız, yada kabul görmesini sağladığımız öneriler ortadan kaldırılmak isteniyor.Eğer bu protokol bazı arkadaşlarımızın da ifade ettiği gibi bir kırılma noktası ise ve bundan sonraki yıllara örnek teşkil edecekse avans kelimesi telaffuz bile edilmemeli reçetelerin kontrollü ödenmesi için yöntemler aranmalıdır. Bu yöntem bulunana kadar uygulanacak avans % 100 olmalıdır.

Sözleşme feshi başlığında ise diyor ki;

·        İlk tespit de 1 ay fesih

·        İki yıl içinde tekrarında 3 ay fesih

·        Aynı sözleşme döneminde tekrarında 1 yıl fesih

Protokol de belirlenmiş 14 suçtan biri sahte reçete veya kupür tespiti.Sahte reçete tespit edildi sözleşme 1 ay fesih.Reçete kontrolleri bu gün 10 ay geriden gidiyor gelecekte bu  süre daha da uzun olacak gibi gözüküyor.Aynı sahte reçeteyle ilaç alan şahıs ertesi ay geldi yine ilaç aldı sizden sahte reçeteyle. Aynı eylemin tekrarından 3 ay fesih daha veya aynı sözleşme dönemi olduğu için 1 yıl fesih. Ceza tebliğ tarihinden itibaren mi yoksa eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren mi tekrarlandığında geçerli olacak belli değil.Bu ve buna benzer gerçekleşebilecek olaylar sebebiyle kontrollü ödeme çok önemlidir ve üzerinde önemle durulmalıdır.

Her uygulama kendi içersinde trajikomik bir öykü. Örneğin; rapor formatı, tam anlıyor gibi oluyorsunuz başka bir tarafı değişiyor. Sn Genel Sekreterimizin aktardığı konu ise hayret verici. İlacın ticari adının rapora yazılması nasıl bir tasarruf sağlayacak anlamak mümkün değil.

İzmir Eczacı Odası Başkanı dağıtım kanallarının eczane karlılıklarını  %55 civarında olduğunu ifade ettiklerini aktardı ve inşallah bu bilgi başkalarının eline geçmez diye de temennilerini iletti. Ama maalesef geçiyor çünkü vergi denetmeni de aynı yöntemi uygulayarak depolardan bu bilgileri alıyor ve ona göre işlem yapıyorlar. Birde niyet bağcıyı dövmek oldu mu sonuçlar  felaket. Tabi ki bu senaryo da bizlerin de hatası oldukça fazla.Çok ciddi bir eksikliğimiz var bunun farkındayız veya değiliz ancak gidermek için bir işlem yapmıyoruz. Bir işletmenin faaliyetini sürdürmesi için gerekli olan muhasebe ve işletme bilgisine sahip değiliz.

Değişen sağlık sistemi ve Aile Hekimliği uygulaması ile şu an uygulamakta olduğumuz eczacılık mesleğinin uyuşması pek olanaklı görünmemektedir.Tanımlı hastaları olan bir aile hekiminin bu tanımlamaya bir de eczane eklemesi önümüzdeki günlerin en önemli sorunu olacaktır.Eğer Aile Hekimliği konusunda ısrarcı olunacaksa bizlerinde benzer bir uygulama ile Aile Eczacılığı konusunda ısrarcı olmamız gerekmektedir.

Bölgemizde Sağlık Bakanlığının anketi bazı eczacılara verilerek cevaplandırılması istenmektedir.Burada öğrendiğim kadarıyla başka bölgelerde de  bu anket dağıtılmış yada cevaplandırılmak üzere eczacı odalarına bırakılmış. Bu ilginç ankette yabancı uyruklu diş hekimi, eczacı,hemşire,ebe gibi sağlık personelinin yurtdışından gelmesine bakışınız nasıldır diye enteresan sorular var.Bu anket şanlı olan bölgelerde odalara verilmiş , bizler ise üyelerimizden duyduk. Gayet saf ve misafirhane duygularla olumlu görüş bildirenlerin görüşleri genele mal edilerek ‘biz eczacılara sorduk sakıncası yok dediler ve bizde yurtdışından eczacı gelmesine müsaade ettik’ demeleri bu işte  zincir eczaneleri zorlayanların parmağı vardır diye düşündürüyor.

Ayrıca dün kürsüden düşüncelerini ifade edenlere T.E.B yasalar ve genel kurul kararlar ile hareket etmek zorundadır diye müdahale edenlerin yapılan hastane inşaatının hangi genel kurul kararıyla yapıldığını ve sözleşme bedellerinde ki oda payının nasıl belirlendiğini de açıklamaları gerektiğini hatırlatmak isterim.

Son olarak gerek 6197 sayılı yasa gerekse 2007 Protokol taslağı konusunda eylemlilik gerektiği ortadadır. Bu gün kaybettiklerimiz ve önümüzdeki günlerde kaybedeceklerimiz 15-16 ocak tarihlerinde kaybettiklerimizden daha fazladır. Bu sebeple T.E.B ve tüm eczacı odaları gereğini yapmalıdır. Seçim platformuna girilen bir dönemde yapılacak bir eylemliliğin çok daha kazanımlı olacağı muhtemeldir.

Konuşmama son verirken Denizli Eczacı Odasına, Denizli’li  Meslektaşlarıma ve Denizli Eczacı Odası Görevlilerine misafirperverlikleri ve güzel organizasyonları için teşekkür eder saygılarımı sunarım.

20 Kasım 2006 - Okunma Sayısı : 765