Değerli Meslektaşlarım

Değerli Meslektaşlarım,

 

Bu ülkede cereyan eden bu kadar garip olaya ülke insanımızın bu kadar sessiz kalması anlaşılabilir bir durum değil.

2005 yılında devletin telekomünikasyon şirketinin bir kısmı banka hesaplarındaki para ile birlikte neredeyse yıllık karı denecek bir miktara özelleştirildi. Bu günlerde öğreniyoruz ki bu şirket tarafından devlete aktarılması gereken pay yapılan bir düzenleme ile kaldırılmış. Bu pay neredeyse bu ülkenin yıllık ilaç harcamasının 2/3 i kadar bir rakam.

Bu şirketi satın alanlar yabancı yatırımcılar. Demek ki o yatırımcılar ve onların karları bu ülkede yaşayan 25 bin eczacı, bu rakamın iki katından fazla eczane çalışanı, ilaç dağıtım kanalları ve sanayisi ile buralarda çalışanların tamamından daha önemliler. Sadece bu kadar da değil ilaca ihtiyacı olup da uygulanan yanlış politikalar sonucu ilaç bulamayan vatandaşlarda bizimle aynı kefede.

Kürsülerden ‘Avrupa’nın en ucuz ilacı ülkemizde, vatandaşımıza en ucuz ilacı veriyoruz’ diyerek poz verenler yine aynı kürsüden ve aynı yürekle en ucuz benzini, en ucuz elektriği, en ucuz doğal gazı da veriyoruz demeyi düşünüyorlar mı acaba. Ya da vatandaşlarımız hiç kendilerine soruyorlar mı her şey bu kadar pahalı ve artıyorken ilaç nasıl ucuz diye.

Birilerinin yararına bir kalemde milyarlarca lirayı silebilme hakkını kendilerinde görenler bu ülke insanının ilacına ve sağlığına ilişkin neden aynı cömertliği göstermiyorlar.

 

Değerli Meslektaşlarım,

Bu ülkede ilaç hizmeti eczanelerden ve eczacılar tarafından verilir. İlgili yasal mevzuat böyledir. Gelin görün ki eczane dışına çıkarılan ilaç miktarını kimse söylememektedir. Özel hastanelerin yatan hasta reçetelerini temini ve bunun ötesine geçerek ayakta hastaların ilaçlarını karşılama gayreti içerisinde olmaları bir gerçektir. Ve ne yazık ki bu hizmeti birçoğu eczacı istihdam etmeden gerçekleştirmektedir, bu durum kamu hastanelerinde de farklı değildir.

Diğer yandan uygulanan fiyat politikasına dayanamayan ilaç sanayii çareyi ilaç ve hammadde ithal etmemekte bulmuş, Sağlık bakanlığı ve ödeme kurumu ise ülkede ruhsatlandırılmayan ürünleri temin etmek ve kaçakçılığı önlemek adına oluşturulmuş Yurtdışı ithal ilaç birimi bu işin çözümü haline getirilmeye çalışılmıştır. Bu sürece sessiz kalan Türk Eczacıları Birliği ise ilacı eczane alanının dışına taşıyan bu sistemden aldığı payın sadece kendisine bırakılacağı yanılgısına kapılmıştır. Bu yüzden sistem dışında bırakılması çalışmalarına söyleyecek çok sözü de ne yazık ki yoktur.

Değerli Meslektaşlarım,

Sektörün diğer paydaşlarının bizim savunmamıza ihtiyacı olmadığı gibi bizimde böyle bir görevimiz yoktur. Ancak yürürlükte olan yasa ve yönetmeliklerin herkes için olduğu ve uygulanması gerektiğini savunmak görevimizdir. Yürütme görevinin başında olanlar olası ekonomik dalgalanmalarda kendi kasalarına girecek olan gelirleri (vatandaştan aldıklarını) arttırma yoluna giderken mevcut yasa, yönetmelik, genelge, kararnameleri yok saymamalıdırlar. Kendileri ve ailelerinin gelirleri söz konusu olduğunda aldıkları doğru ticari kararlar ile kısa sürede zenginleştiklerini söyleyebilecek kadar uyanık tüccar olanlar Avro kuru 3 lira iken 1,95 liradan fiyat belirlenmesini ve sürdürülebilir ilaç ve eczacılık politikasının nasıl olanaklı olacağını da anlatmalıdırlar. Ayrıca yapılan düzenleme ile devletin kasasına girmesi gereken milyarlarca liradan vazgeçerken bu ülke vatandaşının sağlığı için harcanacak her kuruşu kısmaya çalışmanın mantığı da anlatmalıdırlar.

Bu gelişmeler ışığında Türk Eczacıları Birliği yöneticilerine de bir soru sormak gerekiyor.

Hem ülke hem de meslek alanında yaşanan olumsuzluklar ve bu sorunlar içerisinde çırpınıp duran meslektaşlarımız için bir söz söylemek ihtiyacı duyuyorlar mı? Yoksa onların baktığı pencereden gözüken tablo başka mı?

                                     

                                                                           Ecz. Sinan Usta

KOCAELİ ECZACI ODASI

YÖNETİM KURULU

BAŞKANI

 

 

03 Şubat 2014 - Okunma Sayısı : 1247